Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek
"ölümü çalarsın çünkü
canin sıkılmıştır
iyi filmler gösterilmiyordur
San Francisco'nun
sinemalarında
hız yaparak dolaşırsın bir süre
dinlersin
radyoyu ve sonra ölümü terk eder
uzaklaşırsın
uzaklaşırsın, bırakırsın polis
bulsun..."
Richard Brautigan’ın ölümü çalıntı bir arabaya benzettiği bu şiiri ilk okuduğum andan itibaren beni çok etkiledi. Ki ilk olarak şiirini okuduğum ve şair olarak nitelendirebileceğim bu yazar hakkında hiçbir şey bilmemekteydim. Amerikalı. Öykücü, şair ve roman yazarı. Beat Kuşağı’nın Kuzeybatılılar diye adlandırılan kanadının bir parçası olan Richard Brautigan bu akımın son temsilcilerinden sayılmakta. Fakat yaşadığı müddetçe Beat Kuşağı yazarlar arasında fazla ciddiye alınmadığı bilinmekte. Bundan mıdır bilinmez ‘yalnızlığın makro yazarı’ ifadesine rastladım. Bunun sebebi 1984 yılında intihar etmesi ve cesedinin bir ay sonra bulunabilmesi de olabilir. Bu intihar ‘öyle muhteşem bir yalnızlık’ olarak tarif edilmekte. Muhteşem demeyelim de talihsizlik diyelim. Ki zaten yalnızlığın sebebiyet vermediği bir şey var mı bu dünyada?
Sel Yayınları tarafından yayınlanan bir Richard Brautigan kitabı olan Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek dünya savaşının gölgesinde kendi iç savaşını yaşayan bir adamın çocukluğuna dönerek anlattığı; masumiyetlerin yok olduğu, hafızanın can yakıcılığına odaklanan bir hikaye.
“Toprağın sadece birkaç kısa gün içinde bir mezar daha olmayı beklediğini o öğleden sonra bilmiyordum. Kurşunu havada yakalayıp yirmi ikilik tüfek namlusuna geri koyamamam, sarmal hareketlerle namluda geri gidip hazneye girerek kovana tekrar tutunmasını ve böylece hiç ateşlenmemiş, hatta namluya sürülmemiş olmasını sağlayamamam çok kötü.
Kurşun diğer kırk dokuz erkek ve kız kardeşiyle kutusuna geri girseydi, kutu silah dükkanın tezgahında dokunulmadan dursaydı ve ben de o yağmurlu Şubat öğleden sonrasında dükkanın yanından geçip gitmiş, içeri hiç girmemiş olsaydım keşke.”
Bu roman bir tür otobiyografi sanki. Çünkü bu satırları yazan roman kişisi bir kafede yalnız oturmakta ve bir barmen orada olmayan dökülmüş bir şeyi silerek hayali bir lekeyi temizlerken bu roman kişisi hikayesini yazmaya devam ettiğini belirtmekte. Devam ettiği hikayesi:
Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek
Toz… Amerikalı… Toz
Richard Brautigan okuyucusuyla konuşuyor. Çünkü başka konuşacağı kişi yok. Bu yüzden yukarıdaki alıntıladığım paragrafta da göreceğiniz üzere metaforlar, benzetmeler, hayal dünyası gerçekten çok gelişmiş bir yazardan bahsetmekteyiz.
Büyümek ve savaşın tam ortasına düşmek söz konusu olduğunda yapılabilecek en iyi şey çocukluğa sığınmaktır. Çocukluk masumiyetinin bir daha yakalanamayacağını bilmenin yakıcılığıyla ilerleyen roman dimağınızda acı bir tat bırakmakta. Romanın sonuna doğru şu hisse bile kapılabiliyorsunuz üzülerek: Brautigan’ın zamanın içinde savrulan zihninin yalnızlık, duygusuzlaşma ve yabancılaşmaya karşı aldığı son gardı bu. Bu roman tüm bunların bir itirafı ve karşılığı sanki. 102 sayfalık bu kısa metni güçlü kılan taraflar aynı zamanda.
Yani her şeye rağmen demem o ki: Yani rüzgar her şeyi alıp götürmeyecek.
Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek
Yazar: Richard Brautigan
Yayınevi: Sel Yayınları
Çeviri: Bülent Doğan
Yayın Tarihi: Eylül 2018
Sayfa: 102