“Direnç, eski hikâyeye sadakattir;
Bırakmaksa, yeni olasılığa cesaret.”
İnsan bazen sandığından daha ağırdır. Taşıdığı eşyalarla değil; düşünceleriyle, hatıralarıyla, susturamadığı iç sesiyle… Zihninde biriktirdiği her “olmalı”, her “ya yine olursa”, her “ben zaten böyleyim” yükü, fark etmeden omuzlarına yerleşir. Ve zamanla anlar ki yorgunluğu hayatın kendisinden değil; zihninde taşıdıklarından gelmektedir.
Hayatta çoğu zaman değişmekten değil; tutunduğumuz şeyleri bırakmaktan korkarız.
Bir düşünceyi, bir alışkanlığı, bir ilişkiyi… Hatta bir zamanlar bizi ayakta tutmuş bir kimliği bile.
Çünkü bırakmak, alıştığımız bir hâlin çözülmesine izin vermektir. İnsan ise tanıdık olana tutunmayı güvenli sanır. İçinde acı olsa bile… Belirsizlik, çoğu zaman bildiğimiz mutsuzluktan daha ürkütücüdür.
Oysa doğaya baktığımızda hiçbir şeyin tutunmadığını görürüz.
Ağaç, yaprağını bırakır.
Toprak, mevsimi geldiğinde kabuğunu değiştirir.
Nehir, geride bıraktığı kıvrımlara dönüp bakmaz.
Akış, tutunmadan mümkündür.
“Hafifleyen insan,
Daha net görür.”
İnsan ise çoğu zaman geçmişte kalanı geleceğe taşımakta ısrar eder; ona iyi gelmese bile… Zihnimiz, “ya yine lazım olursa” diyerek eski hikâyeleri saklar, bir de sürekli anlatır, tekrar tekrar yaşatır kendisine. Bilinçdışının raflarında tutar o kayıtları. Ve benzer bir durumla karşılaştığında, yeni ana tepki vermez aslında; gerçekte onda açılan o eski yaraya tepki verir. Hatta bir de yaşanan bu geçmişten başarı ve dayanıklılık hikayeleri üretir ve ne kadar da güçlü olduğuna ikna eder kendisini.
Böylece ulaşmak istediği huzura hizmet etmeyecek bir kayıt daha eklemiş olur. Ve geçmişin gölgesinde bugünü de kendisine dar eder.
“Tutunduğumuz şey bazen güven değil,
Alışkanlıktır.”
İnsan bir duyguyu, davranışı, inancı bırakmayı sahip olduğu bir şeyi kaybetmekle karıştırır.
Oysa bırakmak kaybetmek değildir!
Bırakmak; artık insana hizmet etmeyeni bugüne ve dolayısıyla geleceğe taşımamayı seçmektir.
Bırakmak aslında zamana saygıdır. Her şeyin kendi mevsimi olduğunu kabul etmektir. Dün doğru olanın bugün anlamını yitirebileceğini, bir zamanlar bizi koruyan düşüncenin artık bizi sınırlayabileceğini görebilmektir. İnsan büyüdükçe bazı kabuklar dar gelmeye başlar; fakat çoğu zaman o kabuğu “ben” sanır. Oysa kimlik sandığımız şey bile değişime açıktır. Bırakmak, kendini inkâr etmek değil; kendinin daha geniş bir hâline yer açmaktır.
“Çünkü varoluş, sabit kalmakla değil,
Dönüşmekle derinleşir.”
Tıpkı zihnin hafifledikçe kalbin de genişlediği gibi. Bırakılan her eski inanç, her kırgın hikâye, her artık işe yaramayan savunma; içeride yeni bir boşluk açar. Ve o boşluk sandığımız gibi eksiklik değildir. Tam tersine, şefkatin, anlayışın ve yeni olasılıkların yerleşebileceği bir alan yaratır.
Belki de insanın gerçek olgunluğu; daha çok şey bilmekte değil, daha az yük taşımayı seçebilmekte gizlidir.
Ve asıl soru şudur:
Geçmişte kalan hangi düşünceyi, hangi duyguyu, hangi kimliği şimdiye taşıdığım için kendimi daraltıyorum ve huzursuz hissediyorum?
Çünkü yük hafiflemeden yol genişlemez.
Zihin boşluk tanımadıkça, yeniyi davet edecek alan açılmaz.
Bırakmak, insanın kendine açtığı en cesur alandır. Yeni fırsatlara, yeni olasılıklara, yeni bir benliğe yer açmaktır.
Bazen bırakmak; haklı olma ihtiyacını bırakmaktır, bazen kontrol etme arzusunu, bazen de “ben hep böyleydim” dediğimiz kalıpları…
Ve bu zayıflık değildir. Tam tersine, insanın kendine duyduğu güvenin en sessiz göstergesidir.
Unutma;
Her şeyin aynı kalmasını istemek, yaşamın doğasına karşı bir direniştir. Rutinler güzeldir; ama bedenine, ruhuna, sağlığına iyi geldiği sürece…
Yaşam tutunarak değil, akarak öğretir.
İnsan bıraktıkça hafifler.
Hafifledikçe kendi gerçeğine yaklaşır.
Yaklaştıkça cesareti artar. Cesaretle yeniyi deneyimlemeye de tutku duyar.
“Zihin hafiflediğinde, kalp açılır.
Düşünce hafiflediğinde sevgi genişler.”
Yüklerinden arınan, eski kayıtları bırakmaya cesaret eden, katı inançları gevşeten bilinç hâli, daha şefkatli, daha kapsayıcı, daha anlayışlı bir varoluş hâline bürünür.
“Özgürlük, sahip olduklarımızda değil;
Artık taşımamayı seçtiklerimizdedir.”
Ve belki de insan, bazı düşüncelerden sıyrılıp, vazgeçebildiğinde, geriye kalan yerde gerçekten kendi hakikatine yaklaşacaktır.
Sağlıcakla,
Aynur Görmüş