Gözlerinizi kapatın ve bugüne kadar deneyimlediğiniz her şeyi; ilk aşkınızı, yediğiniz en lezzetli yemeği, rüzgarın teninizdeki o keskin soğukluğunu düşünün. Şimdi tüm bunların devasa bir veri havuzunda süzülen sıfırlar ve birlerden ibaret olduğunu hayal edin. Kulağa çılgınca geliyor olabilir ama Elon Musk’tan ünlü astrofizikçilere kadar pek çok isim şu soruyu sormaya başladı: Gerçekten "gerçek" bir dünyada mı yaşıyoruz, yoksa gelişmiş bir uygarlığın sadece "başlat" tuşuna bastığı karmaşık bir bilgisayar oyununun içinde miyiz?
Eğer öyleyse, bu ihtimal hem çok ilginç hem de pek çok şey için çok yazık oldu.
Evren, önümüze serilmiş sonsuz olasılıklar havuzu gibi. Ancak bizi bir yazılımdan ayıran en temel fark; elimizde tuttuğumuz o eşsiz güç: Karar verme ve seçme hakkı. Bizler, bu sonsuz olasılıktan kendimize en uygun yolu seçiyoruz. Bazen o yol derin pişmanlıklara, bazen de hayatımızı aydınlatan "iyikilere" çıkıyor. Bir simülasyonun önceden belirlenmiş kodları arasında değil, kendi irademizle şekillendirdiğimiz bir hayatın içindeyiz.
İnsanlık var olduğundan beri bir inancın parçası oldu. İnanç olmalı ki toplumlar bir arada ahlaklı, uyumlu ve kontrollü kalabilsin. Kurallar ve korku, maalesef bu insanlık hikayesinin en temel parçaları haline geldi. Ancak burada bir soru işareti beliriyor: Eğer bu bir simülasyonsa, neden bu kadar "hiçlikten" başladı? Madem bir tuşla başladı bu yolculuk, neden en iyi ve en gelişmiş versiyonuyla başlatılmadı? Neden bunca eziyet, neden bu kadar uzun ve sancılı bir evrim süreci? Bir yazılımcı neden bu kadar çok "hata payı" ve acı tanımlasın ki?
Bu kadar zahmet, sadece bir veri toplama süreci mi, yoksa gerçek bir varoluş mücadelesi mi?
Bazı eş zamanlılıklar veya açıklanamayan olaylar bazen kafaları karıştırsa da, simülasyon fikri bana hep uzak kalıyor. Çünkü insan, kusurlarıyla birlikte aslında mükemmel bir varlık. Öbür dünyaları ya da başka canlıları bilmem ama biz bambaşkayız.
Bizi biz yapan şeyler; duygularımız, düşünce biçimimiz, o içten sevinçlerimiz ve sessiz göz yaşlarımız... Merhametimiz, vicdanımız, sabrımız ve en önemlisi öfkemiz kadar güçlü olan sevgimiz. Bir bilgisayar programı satrançta bizi yenebilir ama bir dostun kaybıyla dökülen o gerçek gözyaşını ya da bir canlının acısını hisseden o sızıyı asla taklit edemez.Bizler, bir ekrana sığacak piksellerden çok daha fazlasıyız.
Dünyaya, hayata ve tüm canlılara gösterdiğimiz o ince özen, sabır ve karşılıksız sevgi; bence koca bir evrenin ayakta kalmasını sağlayan en kıymetli parçalar. Belki de evren, karmaşık kodlarla değil; birbirimize duyduğumuz merhametle dokuduğumuz bir sevgi ağıyla ayakta duruyordur.Ki ben her zaman sevginin ve iyiliğin gücüne inananlardanım.
Eğer bu bir simülasyonsa bile, onu "gerçek" kılan tek şey; bir işlemcinin asla hesaplayamayacağı kadar büyük olan kalbimizdir.
Arzu Koloğlu