Kendimle Aynı Tarafta

 

 

“Belki de insanın en büyük huzuru, kendine karşı durmayı bıraktığı yerde başlıyor.”

İnsan, kendini sevmek ve sevilmek için hayatı boyunca hep daha çok çabalaması gerektiğine inanıyor.

Doğru insanı bulmaya çalışıyor.
Doğru işi…
Doğru zamanı…
Doğru şehri…
Doğru hayatı…

Eksik olanın hep dışarıdan tamamlanabileceğini düşünüyor. Biraz daha çabalarsa, biraz daha güçlenirse, sonunda aradığı hayata kavuşacağına inanıyor.

Oysa zaman geçtikçe başka bir şey fark ediyor. İnsanı en çok yoran, çoğu zaman hayatın kendisi değil; kendi içinde hiç dinmeyen o görünmez mücadele. Sürekli daha iyisine, daha fazlasına, hatta bazen kendisinin bile daha kusursuz bir hâline ulaşma çabası...

Kendini sürekli düzeltmeye çalışıyor:

Biraz daha sevilirsem…
Biraz daha başarılı olursam…
Biraz daha güçlü görünürsem…
Biraz daha fedakâr olursam…

Belki o zaman yeterli olacağını sanıyor. Ve fark etmeden bütün ömrünü, kendini kabul ettirebileceği bir yer arayarak geçiriyor. Oysa insanı en çok yoran şey, hayat değil; kendine durmadan bir yer açmaya çalışması oluyor.

 

İnsan hiçbir ilişkiye yalnız gitmiyor. Yanında çocukluğunu götürüyor.

İlk kez sevildiği anları…

İlk kez incindiği günü…

İlk kez utandığı anı…

Sessiz kalmayı öğrendiği zamanları…

Kendini anlatamadığı geceleri…

Ve çoğu zaman fark etmeden, yıllarca taşıdığı o eski cümleyi de…

“Daha iyi olursam belki bu kez seçilirim.”

İnsan önce kendisiyle bir ilişki kuruyor. Ve o ilişkinin dili çoğu zaman koşullu oluyor.

“Daha iyi olursam, yeterince sevilirim.”

 

Belki de çoğu zaman fark etmediğimiz şey şu:

“İnsan, başkalarıyla kurduğu bütün ilişkilerde de aslında kendisiyle kurduğu ilişkiyi yaşıyor. “

Sonra hayatına insanlar giriyor.

Ve fark etmeden aynı kişi her ilişkide kendine başka bir rol seçiyor.

Biri kurtarıcı oluyor,

Biri hep güçlü görünmeye çalışıyor.

Biri sürekli anlayan oluyor.

Biri vazgeçemeyen…

Biri bekleyen…

Biri direnen…

Biri susan…

Biri kendini unutup diğerini yaşatan…

Ama ilişkiler hiçbir zaman tek kişilik olmuyor ve yalnızca bir kişinin rolü belirlemiyor. Karşısındaki insan da kendi hikâyesiyle, yaralarıyla ve öğrendiği ilişki biçimleriyle geliyor. Asıl ilişki, iki insanın bugünkü hâliyle değil; birlikte taşıdıkları geçmişlerin buluştuğu yerde kuruluyor.

Fark etmeden iki yetişkin değil, iki çocuk konuşmaya başlıyor. İki eski hikâye birbirini tamamlamaya çalışıyor. İki sinir sistemi, yıllar önce öğrendiği hayatta kalma biçimini sürdürmeye çalışıyor. Bu yüzden belki de bazı tartışmalar bugüne ait olmuyor. Bugün söylenen bir cümle, yıllar önce duyulmamış bir çocuğun canını acıtıyor.

Bir bakış…

Bir sessizlik…

Bir geri çekilme…

Ve insan, bir anda yalnız bugünü yaşamıyor... Geçmiş de yeniden bugüne geliyor.

İlişkilerin bize öğrettiği en büyük şey belki de yalnızca sevilmek değildir. Asıl öğrettiği, kim olduğumuzdur. Hangi rolleri taşıdığımızı, hangi yaralarımızı sakladığımızı, hangi kimliklere tutunduğumuzu gösterir.

Belki de bu yüzden hayatımıza giren hiç kimse bütünüyle tesadüf değildir. Her ilişki, kendimizi biraz daha tanımamız için bir aynaya dönüşür. Ve biz de aynı şekilde başkalarının hikâyesine dokunuruz.

Nerede kırıldığımızı…

Nerede korktuğumuzu…

Nerede sürekli güçlü görünmeye çalıştığımızı…

Nerede kendimizi kaybettiğimizi…

 

Çünkü insan çoğu zaman bir başkasına değil; kendi çocukluğuna dokunur, kendi eksik kalmış yanına, kendi görülmemiş yerine…

İlişki bazen yalnızca bir ayna olur. Ve o aynada ilk kez karşımızdakini değil, kendimizi görürüz.

Hatta bazen yollar ayrılır. İlk başta yalnızca bir insanı kaybettiğimizi düşünürüz. Oysa zaman geçtikçe başka bir şey fark ederiz. Yalnızca bir insan gitmemiştir. Onun yanında olmak için yıllardır taşıdığımız bir kimlik de çözülmeye başlamıştır.

Sürekli güçlü olmak zorunda kalan,

Herkesi mutlu etmeye çalışan,

Hayır diyemeyen,

Onay bekleyen,

Kendini susturan…

Ve en çok da kendini ihmal eden…

Belki de ayrılık, yalnızca iki insanın birbirinden uzaklaşması değildir. Bazen eski bir benliğin sessizce üzerimizden çıkıp gitmesidir.

Ama her ilişki ayrılıkla bitmez. İki insan da kendi yaralarına bakmayı göze alabiliyorsa; haklı olmaktan çok anlamayı, suçlamaktan çok merak etmeyi, değiştirmekten çok birlikte büyümeyi seçebiliyorsa, işte o zaman roller çözülmeye başlar.

Kurtarıcıya ihtiyaç kalmaz.

Kurbana da…

Suçlayana da…

İki insan ilk kez gerçekten birbirini görmeye başlar. O ilişkinin dili değişir. Eskisine benzeyen ama artık bambaşka melodileri olan yeni bir ilişki doğar. Çünkü sevgi yalnızca sevilmek değildir. Önce sevebilmektir. Birlikte dönüşebilmektir. Birbirinin özgürlüğüne alan açabilmektir.

Belki de yaş aldıkça insanın en büyük arzusu mutlu olmak bile olmuyor. Kendisi olmaktan yorulmamak oluyor. Öz değerlerinden uzaklaşmadan, kendi kalabilmek ve bu hali ile kabul görmek oluyor.

Kendini durmadan düzeltmeye çalışmamak…

Sürekli kendini ikna etmek zorunda kalmamak…

Her hatasında kendini yargılamak yerine omzuna elini koyabilmek…

Kısacası, artık kendi yanında da huzurla oturabilmek…

 

Ve hayat ne getirirse getirsin, kendi içinden şu cümleyi duyabilmek:

“Ben artık kendime rağmen yaşamıyorum.”

Çünkü insanın gerçek dönüşümü, kusursuz olduğunda başlamıyor. Tüm seçimlerinden memnun olmasa bile kendiyle kavga etmeyi bıraktığında başlıyor.

Çünkü insanın yaşamı boyunca kurduğu en uzun, en derin ve belki de en sadık ilişki, kendisiyle kurduğu ilişki oluyor.

Ve belki de bütün yolculukların sonunda vardığımız yer yeni bir hayat değil; ilk kez kendimize karşı değil, kendimizle aynı tarafta durabildiğimiz yer oluyor.

 

Aynur Görmüş

Image

Arzu KOLOĞLU

1978 yılında Niğde’de memur bir aile...

Image

Aynur GÖRMÜŞ

“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...

Image

Aynur KULAK

2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...

Image

Ayşegül EKŞİOĞLU

İstanbul’da doğdum, Pertevn...

Image

Burak KETENCİ

1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...

Image

Gülhan MERİÇ

1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...

Image

Hasan Ünal TEKAĞAÇ

1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....

Image

İbrahim KORKMAZ

1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...

Image

İlkay AKIN

Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...

Image

Psk. İlkim ÖZ

İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...

Image

Mehmet DEĞİRMENCİ

1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...

Image

Orçun OĞLAKCIOĞLU

Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...

Image

Özlem KALKAN ERENUS

1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...