Her sabah alarm çaldığında, aslında takvimde "bugün" yazan ama zihnimizde hep "gelecek" diye adlandırdığımız o meçhul zamana uyanıyoruz. İnsanoğlu var olduğundan beri gözünü hep ilerideki bir noktaya dikti. "Bir gün her şey daha iyi olacak", "Bir gün hayaller gerçekleşecek", "Gelecekte bir gün..."
Peki, gerçekten gelecek diye bir şey var mı? Yoksa geleceği beklerken hayatın kendisini kaçıran sonsuz bir illüzyonun içinde mi dönüp duruyoruz?
Ufuk Çizgisini Kovalamak
Zaman felsefesinde geleceğe dair en büyük açmaz, onun hiçbir zaman bir "fiziksel gerçeklik" olarak tecrübe edilememesidir. İnsan zihni geçmişi anılarda, şimdiyi duyularda yaşar. Gelecek ise yalnızca zihinsel bir projeksiyondur; bir umut, bir kaygı ya da bir kurgudur.
Yaklaşmaya çalıştıkça bizden aynı mesafede uzaklaşan bir ufuk çizgisine benzer gelecek. O çizgiye asla basamazsınız; çünkü vardığınız an, orası artık "burası" olmuştur.
"Gelecek, yaklaşmaya çalıştıkça aynı mesafede uzaklaşan bir ufuk çizgisidir; vardığınız an, orası artık 'burası' olmuştur."
Geçmişin yükünü sırtında taşıyan, şimdinin içinde sıkışan insan, nefes alabilmek için geleceği icat etmiştir belki de. Gelecek, bugünün yetersizliğine verilmiş en zarif, ama bir o kadar da aldatıcı bir sözdür.
Beklemenin Felsefesi
Hatırlayın; "O gün bir gelsin, bak neler olacak" dediğimiz kaç gün gelip geçti? Bir okulun bitişi, bir işin kuruluşu, bir dönemin kapanışı... O "gelecek" günler geldiğinde, biz farkında olmadan o anı da bir sonraki "gelecek" için köprü kılmadık mı?
Geleceği beklemek, yaşamı ertelemenin meşrulaştırılmış halidir. Oysa gelecek, yarın sabah kapımızı çalacak hazır bir misafir değildir. Eğer gelecekte bir gün gelecekse, o gün tam da şu an, şu saniyede aldığımız nefesin içinde gizlidir. Zamana yön veren şey takvim yaprakları değil, şimdinin içinde bıraktığımız izlerdir.
Bugünü erteleyerek kurduğumuz tüm yarınlar, aslında yaşanmamış "dün"ler biriktirmekten başka bir işe yaramaz. Zihnimiz geleceğin tasviriyle meşgulken, şimdinin sunduğu hakikat parmaklarımızın arasından kayıp gider.
Anın İçinde Geleceği İnşa Etmek
Belki de sormamız gereken asıl soru şudur: Biz geleceğe doğru mu yürüyoruz, yoksa geleceği bugünün içinde mi tüketiyoruz?
Gelecek; gelmesini umduğumuz pasif bir zaman dilimi değil, şu anki eylemlerimizle, hislerimizle ve seçimlerimizle şekillenen canlı bir yapıdır. Eğer "o gün"ün gelmesini istiyorsak, onu gelecekte aramak yerine, şimdinin darlığından çıkarıp bugüne yerleştirmeliyiz. Çünkü gelecek, sadece onu "bugün" kılabilenler için vardır.
Arzu Koloğlu