Atalar, dedeler, kökler
Göçebeler, gidişler, savaşlar
Zaferler, ihanetler, seçimler
Anılar, anlar, acılar…
Bugün bir kitaptan bir cümle çıktı karşıma: “Sadece dışımızı görebiliyoruz. Oysa her şey içeride oluyor.”
Her şey içeride… Özümüzde, ruhumuzda, DNA’larımızda ve belki de genlerimizin çok ötesindeki bir görünmez bağda. Korkularımızı yaratıyor tüm bu kavramlar, aynı zamanda cesaretimizi. Kimiz biz? Ne oldu da bugünlere gelebildik? Doğduk, yaşıyoruz ve öleceğiz öyle mi? Hepsi bu mu yoksa? Değil elbette. Kodlarımız, yüklemeler, beraberinde kabullerimizi, bir o kadar da isyanlarımızı oluşturuyor. Aynı nehirde iki kez yıkanamazmışız, hayat bize bunu öğretiyor. Bu eşsizliğimiz oluyor düğümleri çözen. Nesilden nesile aktarılanlara rağmen değişimi yaratan da bu eşsizlik aslında. Özümüz, çekirdeğimiz sadece sarmallarla, kromozomlarla ve geçişlerle tanımlanamayacak kadar özel.
Geçmişten bugüne yeryüzüne gelen insan sayısı kadar kendine özgü halde olma durumu var. Gördüğün bir sahne, duyduğun bir ses seni o çemberden çıkarıyor, seni diğerlerinden farklı kılan seni oluşturuyor. Aynı ebeveynin o dönem taşıdığı enerji, kendi gelişimi, öğrendikleri ile çocuklarını farklı yetiştirmesi de buna bir örnektir. Evren enerjisinin, etkilerinin, zamanın, yeryüzü enerjisinin yansımasıdır. Tüm bunların ötesinde kendimizi an be an keşfederiz, o kişilik duvarına her an yeni bir tuğla ekleriz, pekiştiririz. Kolektif bilinçle birlikte kendi bilincimizin, farkındalığımızın sonucudur yaşadığımız hayatlar.
Hep aynı kumsala gidersin, oysa orada seni bekleyen, ayaklarına yapışan asla aynı kum taneciği değildir. Vücuduna çarpan dalgalardaki su damlası da aynı damla değildir. Çünkü hayat MED-CEZİR dir. Gidişler, dönüşler, var olur- yok olur, buluşur-ayrılır, değişir ve hatta dönüşür. Su damlasının bir gün buhar, ertesi gün yağmur, hemen ardından kar olması gibi. Bu onun iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluştuğu gerçeğini değiştirmez. Dönüşmek de iyi bir şeydir aslında. Uyumlanmadır. Özünü kaybetmeden, parçalanmana izin vermeden var olmaktır.
Korkuların, hayal kırıklıkların, yenilgilerin seni güçlendirdiği gibi, cesaretin, umudun da seni çoğaltır.
Kitaba geri dönecek olursak… Kitap Charlie Mackesy’nin yazdığı “Çocuk Köstebek Tilki ve At” aslında modern bir masal. İncelikli, içten ve bence çocuk ya da yetişkin herkesin okuması gereken bir kitap. İçinden bir cümle dahi kalbinize işlese kendinize bir iyilik yapmış olacaksınız dediğim kitap.
Kitap, doğada kaybolan bir çocuğun metaforu üzerinden insanın kendi iç dünyasına yaptığı yolculuğu, zayıflıklarını, korkularını, kayboluşlarını ve kendini yeniden ya da daha farklı keşfedişini La Fontaine Fabl’larını aratmayacak ustalıkta hayvanlar aracılığı ile canlandırıyor. O küçük çocuk ve dostları nelerden bahsediyor bir bakalım:
*Büyüyünce ne olmak istiyorsun diye sorar köstebek. “ İyi biri” diye yanıt verir çocuk. İyiliği hiçbir şey geçemez der köstebek. Her şeyin ardında sessizce o vardır.
*Tuhaf değil mi? Sadece dışımızı görebiliyoruz ama her şey içeride oluyor.
*Daha az korksaydık nasıl olurdu bir düşünsene der çocuk. Tanıdığım köstebeklerin çoğu korkularından çok hayallerine kulak vermiş olmayı dilerdi diye yanıtlar köstebek.
*Düştün, ama yanındayım der at. Çocuk bir hata yapar. Özür dilerim der. Kazara oldu der köstebek. Benim hatam, ben gidiyorum, özür dilerim der çocuk. At cevap verir. Hayır, gözyaşları boş yere akmaz, senin gücünü gösterirler, zayıflığını değil. Bence bana benden fazla inanıyorsun der çocuk. Gelişeceksin, hayat zordur ama seviliyorsun der at.
*Şimdiye kadar söylediğin en cesurca şey ne diye sorar çocuk. Tilki cevap verir, Yardım et… Yardım istemek vazgeçmek demek değildir, vazgeçmeyi reddetmektir.
“Olaylar kontrolden çıktığında hemen yanındaki sevdiklerine odaklan der at. Bu hoşuma gitti der çocuk.
Ve en etkilendiğim o sade cümle:
“ Bu fırtına geçecek.”
The Boy The Mole The Fox The Horse / Charlie Mackesey
Charlie Mackesey’in ikinci bir Küçük Prens yaratması gerekmiyor. Bu konudaki eleştirileri okuduğumda üzüldüm açıkçası. Başkası olmaya çalışmadığımız özgün işler de yaratabileceğimize bizim kadar çevremizin de güvenmesi gerekiyor değil mi? Çünkü iyiliği anlatan pek çok farklı yol olabilir. Her biri daha önce fark etmediğimiz bir farkındalığı bize sağlayabilir. Birinin diğerinden daha iyi mi daha kötü mü olduğunu değerlendirmek yerine insanlar enerjilerini iyiliği çoğaltan dalgalar gibi de görebilirler.
Kitap, kendi özünü koruyarak ruhumuza dokunmayı, bize farklı bir bakış açısını göstermeyi başarıyor. En azından kendi adıma söylemeliyim ki her zaman olduğu gibi okumadan önceki ben ile okuduktan sonraki bende bir su damlası kadar dahi olsa değişimi hissediyorum. Tüm med cezirlerin ardından yaşanmışlığın bıraktığı izler gibi…
Belki siz de hissediyorsunuzdur, kim bilir…
Ayşegül Ekşioğlu