Hayatta herkesin anlam arayışı farklıydı hiç şühesiz.
Kimi insan bunu rengârenk bir şenlik havasında, kalemlerle ve boyalarla yapardı.
Kimi, dinlediğimiz an tüylerimizi diken diken edecek müziklerle, notalarla.
Bazı insanlar,kelimeleri sığınak yapardı kendisine. Ya da, kalplerinin en derinliklerinde tuttukları öfkeleri, özlemleri ya da gönül kırıklıklarına siper ederlerdi yazdıkları öyküleri, şiirleri.
Kimisinin amacı insanlığa bir iz bırakmaktı.
Aralarında görünür olmak, sahneye çıkıp parlamak, ''Hey, burada bakın! Ben buradayım. Beni görün,hissedin,anlayın!''diye haykırmak isteyenler de vardı elbette.
Her insanın hayata bakışı, gördüklerini algılayışı farklıydı.
Peki ya,eski kitaplar,dergiler, plaklar satan, dükkânına uğrayan her konuğuna ondan alışveriş yapsın yapmasın bir bardak demli çay ikrâm etmeden bırakmayan Fikret Usta?
Bunun cevabını bulmak için, o küçük ama samimi, insana kendisini evinde ve yuvasındaymış gibi hissettiren dükkânının duvarlarına bakmak yeterliydi bence.
Dükkânının duvarlarında birbirinden farklı insan ve doğa manzaralarının yer aldığı belki yüzlerce fotoğraf vardı.
Analog bir fotoğraf makinesinden çıkmış, dokunduğunuz anda insanı kendi hikâyesinin içine alan o anlamlı enstantaneler.
Her biri diğerinden bağımsız hayatlardan süzülüp gelmiş, canlı bir öykü anlatıcılığını gözler önüne seren bir zaman yolculuğu manzarasıydı bizi çepeçevre saran.
Polislikten emekli olduktan sonra bu küçük dükkânı açmış Fikret Usta. Herkes ona usta diyordu mahallede. çevre esnaf onu olgun,bilge ve samimi bir ağabey olarak görüyordu.
Kim bilir kaç çatışma, kaç ölüm, ne kadar farklı hayatlar görmüştü.
İnsanlara bilgisini,deneyimlerini anlatmayı sever, aynı zamanda onları da can kulağıyla dinlerdi.
Bir nevi sohbet ve muhabbet yuvasıydı onun mekânı.
Bazen gramofonuna eski bir plak koyar, o ince cızırtılar arasındaki nağmeleri dinleyerek mâziye doğru uzun bir yolculuk yapardı zihninin içinde.
Genç, yaşlı her kesimden ziyaretçisi vardı.
Onun dükkânına konuk olduysanız eğer, zaman bir süreliğine de olsa durur, sokaktan olanca hızıyla bir hayat geçerken, siz onun duvarlarındaki eski siyah beyaz fotoğrafları izlemeye dalarsınız.
Ve, elinizdeki taze demlenmiş bir bardak çayı keyifle yudumlarken, bu efsunlu zaman kapsülünün tadını doyasıya çıkartırsınız.
SERPİL KAYA
Serpil Kaya ‘’Gri Koza’nın Kelebekleri’’ adlı kitabın yazarı ‘’Derin Nefes Sayıklamalar’’ adlı...
1978 yılında Niğde’de memur bir aile...
“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...
2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...
İstanbul’da doğdum, Pertevn...
1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...
1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...
1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....
1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...
Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...
İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...
...
1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...
Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...
1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...