Bazen hayatın hızına ara vermek için uzun molalara değil, ruhumuza açılan küçücük pencerelere ihtiyacımız vardır.
Sonbahar da böyle bir pencere açar bize. Işığın yumuşadığı, renklerin değiştiği, yaprakların usulca toprağa döndüğü bu günlerde hayatın başka bir ritmini duyarız. Her şeyin aynı hızla sürmesi gerekmediğini, yavaşlarken de yaşamla bağımızı koruyabileceğimizi hatırlarız.
Günler kısalırken kendimize ayırdığımız anların anlamı da büyür belki. Bir fincan çayın, kahvenin sıcaklığında, pencere önünde geçirdiğimiz sessiz bir anda, okuduğumuz kitabın bir cümlesinin uyandırdığı duyguda biraz daha uzun kalmak isteriz. Dışarıdaki gürültüler hafiflediğinde, içimizde gündelik telaşın örttüğü duyguları duymaya başlarız: Neye yorulduğumuzu, neyi özlediğimizi, bize neyin iyi geldiğini fark ederiz…
Dallar hafifler belki ama kökler yaşamı taşımaya devam eder. Biz de bazı beklentilerimizi, içimizi yoran telaşlarımızı, artık bize iyi gelmeyen alışkanlıkları bırakmaya niyet ederken, içimizde yeni olasılıklara, hatta mucizelere yer açabiliriz.
Açılan bu yerde, uzun zamandır ertelediğimiz bir hayale doğru küçük bir adım atabiliriz. Henüz nasıl şekilleneceğini bilmediğimiz bir başlangıcın heyecanını duyabilir, kendimizde unuttuğumuz bir gücü yeniden keşfedebiliriz.
Bir öykünün içinde başka bir hayata misafir olmak, bir şiirin birkaç dizesinde kendimize, duygumuza rastlamak, bir fotoğrafın sessizliğinde biraz durmak dinlenmek, bir resmin renklerinde usulca kaybolmak…
Bir çocuğun dünyasından hayata yeniden bakmak ve belki unuttuğumuz o merakı, neşeyi, hayal kurmayı hatırlamak… Bunların her biri, gündelik telaşlarda gözümüzden kaçan bir güzelliği yeniden görmemize yardım eder.
Sanat ve edebiyat biraz da bunun için var bence; ruhumuzun üzerinden tozu almak, bizi başka dünyalara götürürken kendi hayatımıza daha açık bir kalple dönebilmemiz için. O yüzden onlarsız olmaz!
O açık kalple, hayatın içindeki başka karşılaşmalara da yer açarız. Başka bir insanın hikâyesinde yalnız olmadığımızı hisseder, bir canın başını okşarken şefkatimizi ve insanlığımızı hatırlarız. Doğan her günü şükürle selamlar, bir cümleden aldığımız cesaretle sevgimizi birine cömertçe sunabiliriz. Şefkat dolu bir görüntünün önünde durup içimizde hâlâ kıpırdayan, bize yaşadığımızı hatırlatan duyguları fark ederiz.
Umut bazen böyle küçük karşılaşmalarda büyür. Zor bir günün içinde bize iyi gelen birkaç satırda, bir dostla paylaştığımız duyguda, yeniden bir şey üretme isteğinde… İçimizde uyanan bu küçük kıpırtılar, hayatla bağımızı besler; henüz yaşamadığımız güzel anlara da kalbimizde yer açar.
Hatta hayatın bütün soruları cevaplanmadan da merak edebileceğimizi, doğaya güvenip kendimizi onun ritmine bırakabileceğimizi ve yeniden bağ kurabileceğimizi hissettiğimizde umut biraz daha büyür. Kendi etki alanımızda, irademizle iyi bir insan olmayı seçebileceğimizi ve bu seçimle yarına bir güzellik bırakabileceğimizi hatırladığımızda da…
Bu sonbahar biraz durmaya, biraz hissetmeye, içimizde yaşamayı bekleyen hayallere kulak vermeye ne dersiniz?
Kendine açılan o pencerelerden birini aralamak, yüreğini ve zihnini hafifletmek isteyenlere… İçeri biraz renk, biraz hayal, biraz da umut dolsun diye.
Sağlıcakla
Aynur Görmüş