“Hayatın anlamını biz yaratmayız, onu keşfederiz.”
Sartre
Kendi küçük, mutlu dünyamız…
İnşa ettiğimiz, çoğunlukla kendimizin bile çözemediği, kimine göre Pandora’nın Kutusu, kimine göre Alaaddin’in Sihirli Lambasıdır bu dünya. Ne çok emeği vardır insanın kendinde. Ne kadar kalabalık olsa da dış dünya insan en nihayetinde kendiyle baş başa kalır. Günler günleri kovalar, birbirine benzer sabahlar aynı akşama ulaşır. Öfkeliyken, düşünceli ve kederliyken, hayal kırıklıkları içinde kendine yer açmaya çalışırken, yabancılaşmışken hayat hep geçer. Hayat hep geçer… Senin için ayrılan sürenin sonuna gelene kadar, hepsi bu öyle mi? Evetse yanıtın geçmiş olsun diyebiliriz. Hayırsa işte bunu konuşabiliriz.
Ikigai felsefesini duymuşsunuzdur. Anlam arayışının en güzel öğretilerinden biri uzun soluklu erteleme girdabının ardından bir biçimde hayatımın merkezine yerleşti. Sanırım tam da en çok ihtiyacım olan dönemde. Bir şeylere bağlanmayı seviyoruz, bize iyi gelen bir dost, sevgili, şehir ya da hayattaki anlam arayışımıza yanıt verecek bir inanç sistemi. Hayat boyu öğrenme ilkesi beni pek çok uğraşa taşımıştır ve ne güzel ki gerçekten ilgi duyduğum bir şey hobi olmanın ötesine geçmiştir hep.
İkigai de bu tür bir öğreti. Henüz daha emekleme aşamasında bir merak diyelim. Japon kültürü hep ilgimi çekerdi, Sokaklarında dolaşmadığım, aslında yaşamayı da düşünmediğim biraz mesafeyi koruduğum bir ülke zamanla değerleri, çalışkanlıkları, edebiyatı, Japon şiirinin geleneksel bir biçimi olan haiku ve hatta şimdilerde filmleri ve felsefesiyle beni etkisi altına alan kültür oldu.
Yıllar önce bir okuma atölyesinde Kazuo Ishıguro adını ilke kez duyduğumda onu bu kadar seveceğimi bilebilir miydim, sanmıyorum. "Bir Aile Yemeği" (A Family Supper) öyküsünü dinlerken o rahatsız edici sessizlik, şüphenin kol gezdiği diyaloglar, o tekinsiz aile içi konuşmalarla bir gerilim filmi gibi içine çekmişti beni adeta. Bu negatif başlangıç sonrasında “Beni Asla Bırakma, “Günden Kalanlar”, “Uzak Tepeler” gibi muhteşem romanlar beni bu üslupla tanıştırdı.
İkigai de Japon felsefesinde kısaca yaşamaya değer bir şey, yaşama anlam katan varoluş nedeni, anlamına geliyor. Önemli birkaç soru ile bu kavramlar hakkında düşünmeni sağlıyor:
Seni sabahları yataktan kaldıran sebep ne? Nedir senin tutkun, kendini adadığın, yapmaktan her zaman keyif aldığın uğraş. Hayatında dört alan belirle der:
Yapmayı sevdiğin şey nedir, tutkun nedir?
Yapmakta iyi olduğun şey nedir, yeteneklerin ve güçlü yönlerin nedir?
Senin dışında da bir hayat var, dünya için yapman gereken şeyin ne olduğuna inanıyorsun? Dünyanın ihtiyacını görebiliyor musun?
Sana para kazandıran şey nedir, geçim kaynağın nedir?
Bu dört çember seni ve hayatını oluşturuyorsa eğer bunların bütünü, kesişim kümesi, en çok yoğunlaşacağın alan olarak senin ikigaini, yaşam amacını yaratabilir.
Ve denge…
Her şey dengeyle anlam kazanır. Bu dört çemberden biri eksik kalırsa ihmal edilirse işte o anda hayatımızın ahengi bozulmaya başlar. Tabii ki bazı kurallara sahip bu felsefe, Emekli olmak gibi bir kavram yok örneğin. Bir şeylerle sürekli meşguliyet, çalışmak; koşturmaktan, telaştan vaz geçmek ve sakinliği, dinginliği seçmek; doğaya saygı, doğayla bütünleşmek, doğanın bir parçası olduğunu hatırlamak; gülümsemek ve iyi niyet; çevrenle güzel bağlar kurmak, dostluklar geliştirmek ne kadar ütopik geliyordur bazılarınıza kim bilir. Şirinler Dünyası’nda yaşamak gibi.
Bu konuda literatür araştırması yaptığınızda oldukça zengin kaynaklar olduğunu göreceksiniz. Kitapların yansıra podcast, web sayfaları ve youtube videoları bilgi dağarcığınızı belli bir seviyeye taşıyacaktır. Ben Hector Garcia&Francesc Mıralles’in iki kitabını aldım. Biri teoriyi anlatıyor diğeri uygulamalı rehber.
IKIGAI Japonların Uzun ve Mutlu Yaşam Sırrı, IKIGAI Uygulama Rehberi (Indigo Yayınları)
Kitap Ikıgai’yi “Yaşlanırken Genç Kalma Sanatı” olarak tanımlıyor ve soruyor: Her türlü kaygıyı unutturacak kadar yapmaktan zevk aldığımız ne var? En çok ne zaman mutluyuz? Bu sorular kendi ikigaimizi keşfetmemize yardım eder. Kendimizi bir şeye kaptırdığımız ve akışa uyduğumuz işte o sihirli an bu keşfin başladığını gösterir.
Son olarak IKGAI’nin mayası nedir diye soracak olursanız size tek bir kelime söyler Japonlar: “Ganbarimasu”
Yenilgiyi hiçbir zaman kabul etmemek anlamına gelir. Bir amaca sahip olabilmek için kendini maksimum seviyede adamaktır. Japonlar der ki, “Bitmez tükenmez gayretin gücü olmaksızın hayallerimiz daha gerçekleşmeden yok olur.”
Her sabah üşenmeden dışarı çıkan ve yürüyen insanlara bakın, beslenmesine özen gösterenlere; zanaatını uygularken kendi dünyasına çekilenlere, çocuğuyla ilgilenen bir annenin mutluluğuna, işinde kollarını sıvamış o zor projelerin altından kalkan yöneticiye, iğne oyası ya da etamin işleyenlere mesela, bahçesine envaiçeşit çiçek eken yaşlı kadına bakın, sevdiğine özenle kek pişiren sevgiliye, yüzen, düşünen, şarkı söyleyen, bir enstrüman çalan, birilerine bir şeyler öğreten, ilham olanlara bakın. Orada bir ikigai görüyor musunuz?
Sabrınızın gücü/ Ganbarimasu ile belki de bir yerlerde gizli kalmış ikgainizi keşfetmeniz dileğimle…
Ayşegül Ekşioğlu